Author

nureddinturk

Az önce yeni bir kitaba başladım ve kafam karıştı. Bugüne kadar okuduğum tüm romanların, tüm öykülerin kahramanları aynı okul koridorlarında utanıyor, aynı sokağın sonunda âşık oluyor, aynı sobalı evde içine kapanıyormuş. Bununla da kalmıyor, sevdiğim tüm karakterler birbirine benziyormuş. Farklı dillerde konuşuyor, farklı dünyalarda yaşıyor olsalar bile. Artık hikâyelerini de birbirine karıştırıyorum. Çok kalabalıklar. Hepsi kafamın içinde yaşıyor, hepsi kendisine ait bir odası olsun istiyor. Her yerde yarım kalmış roman taslakları, iş başvuruları, aşk mektupları. Hiçbiri tek işe elini sürmüyor, ben derleyip topluyorum ortalığı. Bazen hep bir ağızdan konuşuyorlar, bazen tek bir nefesle susuyorlar. Bir gün hepsini kovacağım. Bana yaşamak için yer kalmadı.

Bu mevsim bisikletle çıktığım son günlerdendi sanırım. Arka tekerin tellerinde yeni bir kaza meydana geldi ve çat etti. Tamirciye götürmek istemiyorum. Bisikletin arkası yılankavi ilerliyor ama ilerliyor. Hava buz. Ellerimde eldivenler. Durup durup ağaçların fotoğraflarını çekiyorum. Sarının, yeşilin, turuncunun, kırmızının tonları. Hepsi bir arada, yan yana. Ben hiç böyle güz görmemiştim. Sevgili bisikletim, baharda görüşürüz.

Hava kapalı, gün tatsızdı. Yürüyüşe çıkmadım. Fransızca çalışıyorum. Zamanın geçişini üstüme alınıp üzülüyorum.

Ekim On Yedi, 2020

by nureddinturk

Sokak kedilerini çok özledim. On iki yaşımdan beri kurmaya çalıştığım kütüphanemdeki her bir kitabı, sayfalar arasında sakladığım tiyatro biletlerini, yine sayfalar arasında kuruttuğum çiçekleri ve yaprakları, türlü türlü defterlere aldığım notları, tuttuğum günlükleri, yarım bıraktığım roman ve öykü taslaklarını, pvc ile kaplattığım ama bir gün olup da bir duvara asmadığım ebrularımı, kitaplığın sol alt köşesinde duran kutudaki iki tel tokayı, reyyan’la vapurdan vapura geçmeyi, adalar’da yediğimiz dondurmayı, eliçe’yle istanbul seyircisini eleştirmeyi, halit’le evde pişirdiğimiz keyefsi tavukları, ankara’daki evimi, iki daire dolusu kitabıyla akın hoca’yı, akın hoca’yla yaptığımız konuşmaları, yatağımın baş ucuna astığım venüs’ü, cebeci’den tunalı’ya yürümeyi, devr-i alem’i, evrim abi’yi, kuğulu’da kitap okurken insanları seyretmeyi, şinasi’de ya da akün’de bir oyunun başlamasını beklemeyi, büyük tiyatro’daki her temsile güç bela yetişmeyi, altı üstü’nde tek başına içmeyi, cer’deki biri anlamlıysa diğeri anlamsız sergileri, said’in ısmarladığı oraletleri, hiçbir şeye dönüşmeyen flörtleri, sekizinci caddeyi baştan sona yürümeyi, büyülü fener’de gece seanslarını, bir filmden çıkınca gönlümüzde bitiveren dünyayı değiştirme hissini, ilk öpüşmeleri, arkadaşlarla başlayan günü arkadaşlarla bitirebilmeyi, seren’in lezzetli kalabalık sofralarını, salebi’yi, tunus’ta servis beklemeyi, nizamiye’de inmeyi, said’le sabaha kadar proje konuşmayı, tefrikalar’ı, kum saatiyle yaptığımız kitap tartışmalarını, amfilerin en arkasında okuduğum cüsseli romanları, fakülteden hoşlandığım tek kızı, mektup arkadaşımı, mail arkadaşımı, pazartesi sunumlarını, jeyan’ın oldies but goldies programını, sude’nin gülüşünü, kapladığımız kitaplara asya’nın çizdiği resimleri, dengesiz iş bölümleriyle anlamsız proje gruplarını, tuşlu telefonumu, hazırlık’ı yarım dönemde bitirebilir miyim telaşını, benim için bir roman karakteri olduğunu bilmeyen deniz gözlü deniz’i, doğu kampüs’ten merkez’e yürümeyi, 91’deki yurt odasını, ilk kez friends izlemeyi, yemekhanedeki yemeklere garip tad veren kimliği belirsiz yağı, ankara’daki ilk kışımı ve sonraki kışlarımı, köydeki son yaz hariç hepsini, istanbul’daki hiçbir mevsimi, bursa’yı, çocukluk hayallerini ve dertlerini, çocukluğu özledim.

Bugün bir kuğuyu öpmek istedim. Boynunu bükmüş, gülümsüyordu. Uzaklara mı bakıyordu yoksa bana mı? Kuğulara hüznün çok yakıştığını biliyorum ama tebessümü daha güzeldi. Başımla bir selam verip yanından ayrıldım. No means no.

Ekim Sekiz, 2020

by nureddinturk

Bugün aylar sonra yürüyüşe çıkmıştım, tam on dört sincap gördüm. On ikisi Biden’a oy verecekmiş. Mecburiyetten. Maskelerini takmayan ikisi, “Trump düşerse tüm Kuzey Amerika düşer,” dedi. Diğerleriyle sohbet etmeye devam ettik. The Years’ı okumaya başladığımı ancak İngilizcemin yetmediğini aktardım. Toyluğuma verdiler. Bu kadar hırs yapmamalıymışım. Söz dinlemedim. Kitaplarla ilgili küçük hırslarımdan hoşnutum. Ahdim olsun ki seni okuyup anlayacağım Annie Ernaux, hem kendi dilinde hem İngilizcede.

Ekim Yedi, 2020

by nureddinturk

Bisiklete çıkmıyorum. Kitap okumuyorum. Sincaplarla görüşmüyoruz. Üzgünlükten değil, durağan günler. Güzel bile sayılabilir. Düşünmemek için kafamın içini boşaltıyordum. İçerisi efil efil.

Tazeler